Kaygı ne zaman bir yüke dönüşür?
Kaygı, bizi tehlikeye karşı hazırlayan doğal bir alarm sistemidir. Bir sınavdan önce, önemli bir görüşmede ya da belirsizlik karşısında hissedilen gerginlik çoğu zaman işe yarar. Sorun, alarm gerçek bir tehlike olmadan sık sık çalmaya başladığında ya da tehlike geçtikten sonra susmadığında ortaya çıkar.
Dünya Sağlık Örgütü ve NIMH gibi kaynaklar anksiyeteyi tek bir tablo olarak değil, bir aile olarak ele alır. Yaygın anksiyete, panik atak, sosyal kaygı, agorafobi ve belirli fobiler bu ailenin farklı yüzleridir.
Kaygı bedende ve zihinde nasıl yaşanır?
Bedende:
- Çarpıntı, nefesin daraldığı hissi
- Kaslarda gerginlik, baş ağrısı
- Mide bulantısı ya da sindirim şikâyetleri
- Uykuya dalmakta zorlanma
- Huzursuzluk, yerinde duramama
Zihinde:
- "Ya olursa?" diye başlayan, durmayan düşünceler
- Dikkati toplayamama
- Kötü bir şey olacakmış hissi
- Kaygı uyandıran durumlardan kaçınma
Kaçınmak kısa vadede rahatlatır ama zamanla dünyayı daraltır. Kaygının en çok yorduğu şeylerden biri de budur: yaşanabilecek alan giderek küçülür.
Kaygıyla baş etmeye çalışırken sık kurulan tuzaklar
Kaygıyla yaşayan pek çok insan, onu yatıştırmak için zamanla bazı alışkanlıklar geliştirir. Bunlar o an işe yarar ama uzun vadede kaygıyı besleyebilir:
- Kaçınmak: Zorlayan yerlere gitmemek, telefonları açmamak, kararları ertelemek.
- Sürekli güvence aramak: Aynı soruyu yakınlarınıza tekrar tekrar sormak, internette belirti araştırmak.
- Her şeyi kontrol etmeye çalışmak: Planlamak, listeler yapmak, beklenmedik hiçbir şeye yer bırakmamak.
- Hissi bastırmak: Alkol, aşırı çalışma ya da ekran başında saatler geçirmek.
Bunları fark etmek bir başarısızlık itirafı değildir. Aksine, kaygının sizinle nasıl bir ilişki kurduğunu görmenin ilk adımıdır. Psikoterapide bu döngüyü yargılamadan, birlikte incelemek mümkündür.
Psikodinamik bakış: Kaygı neyi haber veriyor?
Psikodinamik yaklaşımda kaygı, ortadan kaldırılması gereken bir arıza olmaktan çok bir habercidir. Çoğu zaman bastırılmış bir isteğe, dile getirilemeyen bir öfkeye ya da eski bir kaybın yeniden yaşanma ihtimaline işaret eder. Seanslarda belirtilerle birlikte kaygının hangi anlarda, kimlerin yanında ve hangi sözcüklerle ortaya çıktığına da bakarız.
Aramızda kurulan ilişki de bu çalışmanın bir parçasıdır. Kaygınızın seans odasında nasıl dolaştığını "şimdi ve burada" birlikte görmek, hayatınızın başka alanlarında neler olduğunu anlamaya yardım eder.
Ne zaman destek almalı?
Kaygı işinizi, ilişkilerinizi, uykunuzu ya da sevdiğiniz şeyleri yapabilmenizi kısıtlıyorsa, bazı yerlere gitmekten ya da bazı insanlarla konuşmaktan kaçınmaya başladıysanız, biriyle konuşmak iyi gelebilir.
Göğüs ağrısı ya da nefes darlığı gibi bedensel belirtiler ilk kez ortaya çıktıysa, önce bir hekim değerlendirmesi yaptırmanızı öneririm.
Psikoterapide süreç nasıl ilerler?
İlk görüşmelerde sizi buraya getiren şeyi, kaygının ne zaman ve nasıl başladığını, hayatınızda neleri etkilediğini konuşuruz. Görüşmeler 50 dakika sürer ve genellikle haftada bir yapılır.
NICE rehberleri, anksiyetede psikoterapiyi temel seçeneklerden biri olarak sayar. İlaç gerekip gerekmediği psikiyatri hekiminin değerlendirmesiyle belirlenir; gerekli gördüğümde bir psikiyatristle birlikte çalışırız.
Nerede görüşüyoruz?
Yüz yüze görüşmeler Nişantaşı'nda, Osmanbey (M2) metrosuna yürüme mesafesindeki görüşme odasında yapılıyor. Anadolu yakasındaysanız Kadıköy / Suadiye ya da Ümraniye / Çarşı (M5) seçenekleri de var; dilerseniz online da sürdürebiliriz. Ücretler için seans ücretleri sayfasına bakabilirsiniz.
